Vergi mükellefiyeti tesis eden her gerçek ve tüzel kişinin, kanun gereği tutmak, düzenlemek, saklamak ve ibraz etmek zorunda olduğu defter ve belgeler bakımından uyması gereken temel usul kuralları bulunmaktadır. Bu kurallara aykırılığın vergisel boyutu bir yana, ayrıca cezai bir müeyyidesi de söz konusudur. Konunun temel yasal dayanağı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesidir. Bu madde, salt idari bir düzenleme olmanın ötesinde, hürriyeti bağlayıcı ceza öngören bir norm niteliği taşıdığından, uygulamada hem ceza hukuku hem de vergi hukuku disiplinlerinin kesiştiği özel bir alan oluşturur.
VUK m.359 kapsamında cezalandırılan başlıca eylemler arasında, defter ve kayıtlarda muhasebe hilesi yapılması, gerçekte var olmayan veya kayda konu işlemle hiçbir ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açılması, vergi ziyaına yol açacak şekilde kısmen veya tamamen sahte defter ya da kayıt tutulması veya bu nitelikteki belgelerin kullanılması yer almaktadır. Bunlara ek olarak, defter, kayıt ve belgelerin tahrif edilmesi, gizlenmesi, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlenmesi veya bu tür belgelerin kullanılması da aynı kapsamda değerlendirilir. Gerçekte hiç yapılmamış bir ticari işlemin gerçekleşmiş gibi gösterilmesi, yani mükelleflerin gerçek bir ticari ilişki bulunmadığı halde böyle bir ilişki varmış gibi belge ve kayıt oluşturması hali de yasa koyucu tarafından ayrıca cezalandırılmıştır.
Bu suça konu eylemlerin birden fazla vergilendirme döneminde ya da yıl bazında tekrarlanması durumunda, Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümleri devreye girmekte ve tayin edilecek temel cezada oransal bir artırıma gidilmektedir. Bu durum, birden fazla dönemi kapsayan incelemelerde ceza miktarının önemli ölçüde yükselmesine yol açabilmektedir.
Tayin edilen cezanın özgürlüğü kısıtlayıcı doğrudan sonucu bir yana, bu durumun mükellefler açısından bankacılık ilişkileri, ticari kredi kullanımı ve benzeri mali alanlarda da dolaylı ve ciddi olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle sürecin yalnızca ceza yargılaması boyutuyla değil, mükellefin ticari hayatına yansıyan sonuçlarıyla birlikte bütüncül olarak ele alınması önem taşımaktadır.
Uygulamada bu suç tipi, çoğunlukla sahte belge düzenleme veya kullanma ile defter ve kayıtların gizlenmesi gibi eylemler üzerinden şekillenmektedir. VUK m.359 kapsamındaki suçlar, devletin vergi gelirlerinin güvence altına alınmasını amaçlayan sıkı usul kurallarına dayandığından, yargılama sürecinde maddi gerçeğin titizlikle araştırılması zorunludur. Bu noktada, eylemin kasten mi işlendiği yoksa muhasebe kayıtlarındaki teknik nitelikte bir hatadan mı kaynaklandığı ayrımı, savunmanın kurgulanmasında belirleyici bir öneme sahiptir. Kasıt unsurunun somut olay bazında değerlendirilmesi gerekliliği, her dosyanın kendine özgü koşulları içinde ayrıca incelenmesini zorunlu kılar.
Bu tür davalarda bilirkişi raporlarının teknik niteliği ve içeriği, yargılamanın seyrini doğrudan etkileyen belirleyici unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Vergi tekniği, muhasebe kayıt düzeni ve belge akışına ilişkin teknik değerlendirmelerin doğru biçimde yapılması, sürecin sonucu açısından kritik önemdedir. Bu itibarla, VUK m.359 kapsamında bir isnatla karşılaşan mükelleflerin, sürecin başından itibaren konuya hâkim bir uzmandan hukuki destek alması önerilir.